40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
4.320,96%0,56
7.017,00%0,27
27.981,00%0,27
Analist Hüseyin Acarlar, “Politika Out Siyaset İn” başlıklı keskin analizinde, politikacıyı kelime anlamı üzerinden “çok yüzlü” ve “yüzsüz” olarak tanımlayarak mevcut politik ahlakı şiddetle eleştirdi. Toplumsal ilişkileri yozlaştıran aşırı politize olmuş zihin yapısını teşhis eden Acarlar, özellikle Muhafazakâr Demokrasi’ye ram olan İslamcı yapıların entelektüel düşüşünü ve rasyonel olmayan Batı nefretini eleştirdi. Acarlar, bu “çah-ı bela” (bela çukuru) durumundan kurtulmak için “sismik büyük bir ruhsal zelzele” çağrısı yaptı.
Yeni Paradigmalara Seslenişler -3-
Politika Out Siyaset İn (1- Teşhis)
Politika; kelimenin iştikakı, epistemesi, filolojik sentaksı vs her ne ise Grek’ten miras…
“Poli” çok, “Tik” yüz, “Politika” çok yüzlülük demek. Entelektüel tevil ile “çok farklı kişiliklere hitap edebilme sanatı” gibi bir anlam teviline sapmadan doğrudan söyleyelim ki “Politikacı”nın kelime anlamı “çok yüzlü” demek neticede. Kısaca “yüzsüz” diyenler çıkabilir, kabulümüzdür.
Cinsine, cibiliyetine tükürülesi Ye’cuc nesepli, ekvatordan geniş kutuplardan basık, kolu uzun, elde çevgen, omuzda pırpır, alında cehaletin şahane tuğrası, burnu hırnıklı, ağzı şırıklı, dili pepeme, zihni embesil, çatık kaşın altında müjgan-ı çapak, gözlerde gönence bakışlı bir velfecr, burnu pislikle bulanmış, plastik boyanın kapatamadığı sinsi gülücüklerle her masuma konulan şorıklı buse… Politikanın nesebi gayr-i sarih betimlemesi bu!
Amele sümüğü gibi yapışkan ama cilalı…
Yüksek atlamalı politikanın tek cazip tarafı şaplağın şırrraakkk diye ses çıkaracağı yanaklarının cazibesi. Bu şabalak politik ahlak-ı fena tutumun yansımadığı hiçbir toplumsal ilişki neredeyse kalmadı. Uzunca süredir cennet vatan arzında bu çah-ı bela hükümran.
Hayatın amir hüküm akışına tunç siperli kanunlarını koyan, ruhu ham, dimağı perişan; namusu çürük, demokrasi denen çorak çölün Leylası politika ve ona ram, ona meftun Mecnunlar, Kayslar mefkûresinde kelime raksıyla ayartılmış haleti ruhiyeye teşhis koymanın dayanılmaz ağırlığı bizimkisi. Peyami Safa’nın “Helen”i gibi öpüldük. Helen bizi öptü ama öperken de ruhumuzu çaldı.
İngilizlerin belki en ilginç düşünürü, Westminster’de başpiskopos yardımcılığı da yapmış Cambridge Üniversitesi çağdaş tarih profesörü Charles Kingsley’in ironik bir cümlesi vardır.
“ Politikacılar gururumuzu kırmadıkça halimizden memnunuz. Eşitliğe sahip olma şartıyla özgürlük önemsiz bir konudur. Köle de olabiliriz fakat hepimiz eşit köleler olmak şartıyla!”
Eşit kölecilikten oldukça mutlu (!) yığınların tauni hastalığı ideolojik dikotomiler ve kompartımancı fikirler geçen yüzyılın alışkanlığından tevarüs bu yüzyıla taşındı. Günün sonunda geçmişin diskurlarıyla politik arenada geçim sağlayan politik esnaflardan geçilmiyor. Yukarıdan aşağıya aşağıdan yukarıya şeş cihetten bütünüyle politize maskeli balolardayız. Siyasal yapılardan sivil yapılara, bürokratik yapılardan en basit insani ilişkilere kadar bu böyle…
Bizi her türlü yozluk ve yobazlık soluksuz bıraktı. Aşırı politize olmuş zihin yapımız var. Teoride eleştirdiğimiz ve düşmanı olduğumuz ne varsa hepsine can suyu verip, güçlendirmenin dışında yaptığımız bir faaliyet de yok. En çok bağıranlar, kitleleri en fazla ajite edenler, çok konuşanlar ama hiçbir şey söylemeyenler başköşemize kurulmuş.
Kısır politik çekişmeler büyük siyaset teorileri olarak pazarlanıyor. Masumiyet arz ederken cürümlerini sıralayan; belagatı tecvidli, lafları kdvli, hırsızının kasadar, dolandırıcısının tahsildar, tefecisinin hukukçu, yalancısının; candaş, yandaş, fondaş kulvarla istihdam edildiği bu politik havanın köküne kibrit suyu dökmeden arıza giderilemez. Politize olmuş tüm alışkanlıkların hak ile yeksanı için derinden derine sismik büyük bir ruhsal zelzeleye ihtiyaç var. Ki bu gerilim boşalsın.
Bu politik duruştur ki bütün kantar çekmez değerler ya muhafazakâr demokrasiye ya da sosyal demokrasiye kurban verildi.
Muhafazakar demokrasinin tabanında duran “İslamcı” yapıların (stk cemaat tarikat vs.) entelektüel seviyesi yerlerde geziniyor. Şeyh efendinin olmayan rüyasıyla içtihatların alıp başını gittiği; saltanatçı, otokratik, taat ve itaatın bizatihi kişilere ve yapılara yapıldığı, akçesi bol olanın cemaatin nomber onesi olduğu ya da sosyal yardım liderinin her şeyin başı olarak kabul gördüğü, az buçuk okumuşunun hased ve kin ve kibir abidesi olduğu bir durumdan rahmet çıkmaz. Hepsinin ve sayılmayanların tamamının hamuruna politika bulaştı. İslamı batı karşıtlığına oturtmak gibi indirgemecilik, başkasının çirkinliğinden kendine güzellik donu biçmek nasıl bir entelektüel seviye olabilir ki? Düşünce dünyalarından Batı ve değerlerinin nefretini çıkardığımızda geriye hiçbir şey kalmayacak. Hoş, düşmanlığın eleştirinin de tam olarak ne olduğu belli değil. Hem Batı değerlerine karşı, hem seküler yaşamaya çalışıyor. Hem dindar hem içten içe Batı değerlerinin özlemi içinde. Bu tüplü ve öfkeli düşmanlığın rasyonel bir felsefesi yok. Olsa olsa bütün günahların gerekçesinde şeytanı işaret ederek kurtulma psikozu var. Aşağılık kompleksine bürünmüş bir karşı çıkış… Batı değerleriyle hesaplaşma iddiaları beylik lafların, sloganik söylemlerin ötesine geçmiyor.
Gerilim, güçlülerin suçlularla uzlaşması ya da güçlü olana yaslanma zayıf olana höykürmek ile geçmez. Viskiciye her türlü izzet ihtimam gösteren “İslamcının” bu müsamahayı Müslüman kalmak dışında bir gayesi olmayana göstermemesini politik ahlakla izah edebilirsiniz. Oysaki korkunun mecbur ettiği her uzlaşmanın, ertelenmiş bir savaş olduğu meşhur bir aforizmadır.
Haraç mezat anı ve geleceği de çalmaya yeltenmiş politik ahlaka üç aşağı beş yukarı bir fiyata kendini satabilen ruhların serazadlığı uzlaşı ile değil, bu kültürel tutumun dışarda tutulmasıyla mümkün olabilir. Politikanın dergâhında bereket, sahibinde marifet olmadı ki azadlık olabilsin. Ferdi kendisine kul bırakan politik havanın asır vaktinde sofrada İslamcılar yendi. Ölüme yakın yokluk sınırında mutlak sefalet ve mahrumiyete mecbur tutularak bağlılık ve samimiyeti sınanmaktan Allahını şaşırmış, meskûnların öncelikle İslami intisapları samimiyet testine girmek zorunda.
Efendilerinin ilaçlarını çalıp içen uşaklarla aynı hisleri paylaşanlar ile adamlık davasını her zeminde gündemde tutanları aynı mahallede anmak züldür.
Ruhlarına uşağın düşünce libası olarak giydirilen ortaçağ keşiş dünyasının libasından ilkin İslamcıların kurtulması gerek. Muhafazakâr demokrasinin ölmesi gerek. Tıpkı Sosyal demokrasi ürünü faşizan politikacılık gibi.
Sosyal diğer kaldı.
26/11/ 2021 Ankara
Hüseyin Acarlar: “Dünya Bankası Kredileri ve Çıkarılan Yasalar: Bir Tesadüf Zinciri mi?”
1
“Ali Şen Yazdı: Şanlıurfa Trafiğinde ‘Gösteri Siyaseti’ Dönemi Bitti mi?”
3
Mehmet Sebih Altun Yazdı: Aydınlığın Sınandığı Yerde Gölgeler Ne Anlatır?
4
Ali Şen: Şanlıurfa’daki Öğretmen Açığı
5
Mehmet Sebih Altun Yazdı: BİSMİL, KORTİKTEPE VE TURİZM