40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
4.320,96%0,56
7.017,00%0,27
27.981,00%0,27
Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti, küllerinden doğan bir ülkeydi.
Ancak bu zafer, yanmış yıkılmış bir yurt, tek fabrika bacası tütmeyen bir ekonomi, derin bir yoksulluk ve yaygın bir cehalet mirasıyla taçlanmıştı.
Halkın büyük bir çoğunluğu okuma yazma bilmiyor, salgın hastalıklar kol geziyor ve ulusal birlik henüz tam anlamıyla tesis edilememişti.
Ekmek yapacak buğdaydan, bebeklerin altını saracak beze, mektup yazacak kâğıttan, ilaç ve aşıya kadar pek çok temel ihtiyaç yoksunluğu yaşanıyordu.
En acısı ise, ülkenin kıt olan eğitimli evlatlarının önemli bir bölümünün savaş meydanlarında şehit verilmiş olmasıydı.
Bu zorlu koşullar altında, ülkeyi yeniden inşa etmek, halkı doyurmak, tarımı ve hayvancılığı canlandırmak, sanayileşmeyi başlatmak ve modern bir ülke yaratmak gibi devasa hedefler vardı.
Ancak bu hedeflere ulaşmak için gerekli olan sermaye, Lozan Antlaşması’nda Türkiye’nin bağımsızlığını kabul etmek zorunda kalan dönemin büyük güçlerine el açmadan bulunmalıydı.
Atatürk ve Cumhuriyetin kurucu kadroları, bu çetin mücadelede en büyük gücün yine milletin kendisi olduğuna inanıyordu. Bu nedenle, asıl savaşın cehalete karşı verilmesi gerektiği açıktı.
Ancak mevcut eğitim sistemi, bu büyük meydan okumaya cevap verecek durumda değildi. 12 milyonluk nüfusun okuma yazma oranı erkeklerde sadece yüzde 7, kadınlarda ise binde 4 gibi son derece düşük seviyelerdeydi.
Koca ülkede, modern eğitim anlayışına sahip öğretmen sayısı ise parmakla sayılabilecek kadar azdı. Özellikle kırsal bölgelerde eğitim neredeyse yoktu.
İşte tam da bu tarihi dönemeçte, Kemalist devrimin eğitim bilimine özgün ve aydınlık bir katkısı olarak Köy Enstitüleri doğdu.
Bu proje, sadece okuma yazma öğretmeyi değil, aynı zamanda çağdaş bilimle donanmış, üreten, düşünen, sorgulayan ve ülkesine hizmet etme bilinciyle yetişmiş nesiller yaratmayı hedefliyordu.
Köy Enstitüleri, Türkiye’nin dört bir yanındaki köylerden zeki ve yetenekli çocukları tespit ederek, onları hem teorik bilgiyle hem de pratik becerilerle donatacak, kendi kendine yetebilen ve bulundukları bölgelere öncülük edecek öğretmenler olarak yetiştirmeyi amaçlıyordu. Bu, cehaletle savaşın en stratejik ve vizyoner adımıydı.
İstanbullu Çiftçiden İmamoğlu’na Duygusal Destek
1
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: “TERÖRÜN İZLERİ SİLİNDİ, DAĞLARIMIZDA ARTIK HUZUR VE GÜVEN VAR”
2
SSGEOS’tan Türkiye’de Deprem Uyarısı
3
İSTANBUL’DA “DETERJANLI KAHVE” DOSYASI REKOR TAZMİNATLA KAPANDI: 1,5 MİLYON TL’LİK UZLAŞMA!
4
SİVEREK OSB’DE KRİTİK EŞİK: DEV YATIRIMLAR İÇİN MASAYA OTURULDU!
5
MALİ’DE EĞİTİM DEVRİMİ: MÜFREDATTAN FRANSIZ TARİHİ ÇIKARILDI, “AFRİKA MERKEZLİ” DÖNEM BAŞLADI